Ara

Benim Adım Aristoteles!


(Konsey kölelik borçlanmalarının silinmesi üzerine tartışıyor. M.Ö.- ben nerden bileyim yılı)

Evet, benim adım Aristoteles. Milattan önce bilmem kaç yılında doğdum, falanca yıl yaşadım. Tabii en azından tarih kitapları böyle biliyor. Şu günden sonraki bilinmez bir gelecekte, zaman makinesinin icadıyla birlikte çok uzak bir geçmişe gittim. Birçok yazı kaleme aldım. Düşünceler ortaya koydum ve kendime Aristoteles dedim. Ufak bir hayat hikayesi uydurdum. Geçmişte yazdıklarımı şimdi günümüzde okuyunca kendi geleceğimin geçmişteki Aristo olduğunu anladım.

Büyük İskender'in yükselişini ve yok oluşunu gördüm. Ellerimde büyüdü haylaz. "Önemli olan boyu değil işlevi" cümlesinin de yaratıcısı benim. İskender ile raki masasında şakalaşırken söyledim. Bizim oralarda rakı değil raki deriz caniim. Nitekim kendimi has üslubumdan ve İskender'in ölümünden sonra pek sevenim kalmadığı için aforoz edildim. Antik çağın tadı kalmayınca da malum geleceğe döndüm herhalde.

Şimdiii, benim yalan söylediğimi kim öne sürebilir? Ya da zaman yolculuğunun imkansız olduğunu, benim Aristoteles olmadığımı kim kanıtlayabilir? Evet evet illa ki birileri kanıtlayabilir ama o kişiler bu yazıyı okumayacaklar bile. O yüzden dilediğimce götümden hikaye uydurabilirim. Kim bilir belki Aristo gibi hissediyorumdur ve bu gerçeklik hoşuma gidiyordur. Belki de o zamanlarda yaşamış olmayı istemişimdir. Dünyalar fatihi Büyük İskender'in öğretmenliğini yapmış olma fikri aklımdan çıkmıyordur. Boş yapmayı bir kenara bırakayım "şimdilik".

Düşününce antik çağ yaşamı şimdiye göre çok daha net geliyor insana(yani en azından bana). Bahsettiğim çağ hayallerimde her ne kadar havada uçuşan şaraplar, yarı çıplak gezme özgürlüğü, herkesin garip bir şekilde üçgen vücutlu olduğu, ye-iç-savaş-seviş bağlamının üst seviyede yaşandığı zamanlar olsa da durum az biraz farklı tabii. Sürekli toprak savaşları, dönemsel açlık sıkıntıları, herkeste bir filozof olma takıntısı(ben bunu fazlaca alkole bağlıyorum) ve haliyle kölelik.

Ama öyle izler bırakmış ki bu dönem, şimdinin Avrupa'sı hep bu dönemden evrilmiş. Mimari ve tiyatronun dibine vurmuşlar. O zaman teknolojinin t si yokken yaptıkları sütunlar, oydukları heykeller insanı hayrete düşürür valla. Biz yunan halkını pek sevmeyiz belki politik sebeplerden ve yakın geçmişteki savaşlardan dolayı ama atalarına çok büyük saygı duymak lazım gelir. Gerek mitolojileri, sanat eserleri, felsefi düşünceleri ve sosyal yapıları hep tarihi şekillendirmiştir.

Tamam artık yunan tarihi güzellemem bittiğine göre buraya nasıl geldik onu anlatayım. O zamanlarda eğer hür bir insansan devletin sağladığı haklardan faydalanabiliyordun. Köle sahibi olabiliyordun. Eğer erkeksen çocukluktan itibaren devlet yönetimine, sanata, bilime ve savaşmaya dair dersler alıyordun. Yani ayrıcalıklı doğunca ayrıcalıklı gidiyordun ve ileride hiç bir şey olamazsan soylu olarak devamke. Eğer kadınsan belli bir yaşa kadar eğitim alıp sonrasında ev işlerine yardımcı oluyordun. Tabii ev işleri dediğime bakma. Bunun için köleler olduğundan pek iş kalmıyordu. Ailenin tanıdığı önde gelmiş birinin çocuğuyla evleniyordun ve hayatına devam ediyordun. Tanıdık geldi demi..

Eğer köle olarak dünyaya gelirsen ya da bir şekilde köle olursan hayat çok daha farklı oluyordu haliyle. Seni dövme veya öldürme hakları olmuyordu. Hatta seni bir gün özgür bırakacaklarını söyleyip teşvik bile ediyorlardı(haydaaa bu da çok tanıdık). Özgür olsan bile çok çok şanslı değilsen arada kalmış ayrı bir sınıfa dahil oluyordun. Yükseltilmiş köle diyebiliriz. Ya da savaş kölesi oluyordun. Kazandıkça köle rütben artıyordu ve saygın bir savaşçı oluyordun. Olamazsan da en temizinden arenada boğazını kesiyorlardı. Her şey net. Bir sınıf hayatta kalmak için çabalarken diğer sınıf "yaşıyosun ulan bu hayatı ibine" modunda dolanıyordu.

Bahsettiğim dönem her ne kadar da bazı konularda muhteşem başarı ve düşüncelerle dolu olsa da toplumsal düzen açısından günümüzün daha ilkel hali. O dönem insanı olsaydık ne olduğumuz çok net bir şekilde belli olurdu. Hem sen bilirdin hem de insanlar bilirdi. Kıyafetinden, duruşundan hatta konuşma biçiminden hangi sınıfta olduğun belli olurdu. Ama şimdi öyle mi?

Herkese tanınan onlarca hak(!!) içerisinde hala haksızlıklar ve ayrımcılıklarla cebelleşiyoruz. Eşitsizlikler yasalarda geçmeseler bile günlük hayatımızın gerçekleri olmuşlar. Gerek cinsiyetimizden, geldiğimiz yerden, doğduğumuz evden, gerekse sırf düşüncelerimizden, duygularımızdan dolayı ayrıştırılıyoruz, sınıflandırılıyoruz. Bazılarımız olmadığı insan gibi davranmak zorunda hissediyor. Maddi durumu olmamasına rağmen kendisini kanıtlamak(!) için zengin rolleri yapanından, sırf bir yerlere gelebilmek(!) için hiç sevmediği insanlara itimat edenlere kadar yozlaşmış bir düzen.. Kim yoksul, kim zengin, kim cesur, kim korkak, kim aşık, kim nefret dolu bilemiyoruz bile. Bin bir çeşit maskelerin arkasından yaşamaya çalışıyoruz. Biz kimiz cidden biliyor muyuz?

Modern çağ bize çok fazla kolaylık getirdi deriz. Ama gerçekten öyle midir? Yaşamın, sırf akşam başını sokacağın evin, yiyecek iki üç parça yemeğin ve karın tokluğuna aldığın maaş olduğu için antik yunanlardan daha mı iyi?

Ben eski zamanlarda yaşamak isterdim. En azından kim olduğumu bilirdim ve yaşamak için ne yapacağımı.

Ama sen bana aldırma yine de. Havalar soğudu, dışarıda yağmur var. Bilirsin, depresyon için en güzel zamanlar. Yoksa hayat her haliyle güzel ve yaşamaya değer. Eskidekilere göre daha basit belki de, daha eğlenceli ve güvenli. Yaşasın 21.yy !


?

20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör