Ara

Kendimi Tanıtayım Sonrasına Bakarız



Evet, günümüzün en çok strese sokan ve cümle yoksunluğu çektiren sorularıdır; "Kendinden bahseder misin ?, Sen kimsin ?, Seni biraz tanıyabilir miyiz ?".


Genelde iş görüşmelerinde kullanılan soru tipleri işte bilirsin. Ağız birliği etmişcesine eğitim, kariyer, ufaktan bir aile bilgisi üzerine birkaç cümle sıralayıveririz hemen. Aslında işverenin cevabını aradığı şey bu mudur ? İş başvurusu yaparken zaten özgeçmişimizi paylaşmıyor muyuz önceden ? Buna göre çağırmıyorlar mı bizi ? Gibi gibi sorular sorulabilir gayet. Evet, tamam kendimizi nasıl ifade ettiğimiz, cümle kurma biçimimiz, duruşumuz kağıt üzerinde yazan bilgiler değiller. Görüşmelerin amacı bu herhalde. "E hazır buraya kadar geldin bir de senden dinleyelim."


Ama bu diyalog bütünü beraberinde insanlar üzerinde yanlış etki bırakıyor. Kişi kendini eğitiminden, kariyerinden ve ailesinden ibaret görmeye başlıyor. İyi(!) bir bölüm okuyamamış olmak, büyük(!) şirketlerde çalışamamış olmak ve başarılı(!) bir insan olamamak en büyük baskıyı kuruyor. Sürekli bir yetersizlik ve acaba hali bürünüyor insan. Bu yüzden iş görüşmelerinden önce strese giriyor.


Şimdi buradaki iyi, büyük ve başarılı kavramları çokomelli(bakın burası çok önemli). Bir insanın ders notları veya sınav sonucu onun hakkında hiçbir şey anlatmaz. Ders çalışmayı sevmiyor olabilir ama süper zeki olabilir veya pratik anlamda çoğu kişiden hızlı öğrenebilir. Önceden çalıştığı yerler neler yapabileceğini, ne kadar gelişebileceğini söylemez. Kişisel ya da ailevi sebeplerinden dolayı istediği kariyer için bulduğu fırsatları değerlendirememiş hatta hiç fırsat elde edememiş bile olabilir. Bir insanı başarılı yapan şeyler eğitim ve kariyer midir ?

Biraz sıradanlaşmak ve klişe yapmak istiyorum. Ders notları ve sınav sonucu harika olan gençlerimizi doktor, avukat, mühendis yapıyoruz. İşin ilginci ise gençlerimiz, yüksek puan yaptıklarında bu bölümlerde okumak zorundalarmış gibi hissediyorlar. Puanın karşılığından daha düşük bir bölüme giderlerse kazıklanmış olacaklar gibi bir algı var.


Kendi hakkını savunamayan gençlerimiz mükemmel(?) adalet sistemimiz içinde bizleri savunmaya çalışıyorlar. Yanlış anlaşılma olmasın, ama hak savunabilmek, kendinden eminlik ve konuşma hakimiyeti herkeste olan özellikler değiller. Mesela, insan sevgisi olmayan birinin doktor olması da buna örnektir. Gerek yetiştirilme tarzından, gerekse kişinin karakterinden gelen bir hayat görüşü olur. Bu kişi diğer insanlara karşı bir sevgi beslemek zorunda değil ama bir doktorun insanları sevmesi gerekir. Doktorun "Ohooo vurulup vurulup geliyorsunuz sizle mi uğraşıcam ben be" dediğini düşün. Dizi sahnesinde bile absürt kaçar bu. Hipopotam yeminine de terstir ayrıca. Tamam tamam ben de biliyorum Hipokrat olduğunu. Google'dan baktım demin.


Yani, herkesin hayatına kimse karışamaz. Karışamaz ama, bazı şeyler en başından yanlış gelmiş ve yanlış gidiyor gibi.


Tüüüm bu hengame içerisinde kim olduğumuzu unutuyoruz. Yapmaktan hoşlandığımız şeyler, küçükken hayalini kurduğumuz meslek, giymek istediğimiz kıyafetler, görmek istediğimiz ülkeler.. Ya vazgeçiyoruz çoğundan ya da erteliyoruz belirsiz bir tarihe(kimi rivayetlere göre bu tarih 30 Şubat veya çıkmaz ayın son çarşambası olarak bilinir). Bizi biz yapan veya yapacak şeylerden uzaklaşıyoruz. El alem(!) tarafından kabul gören meslekleri yapmaya, komşu teyze/amcanın onayladığı kıyafetleri giymeye, ülkemizin politik tutumuna göre seyahat etmeye çalışıyoruz. Ama çalışıyoruz sadece, olmuyor. Bazı şeyler oturmuyor ve hoş geldin mutsuz halk.



İzledin mi bilmiyorum ama izlemediysen tavsiyem olsun; Who am i ? / Ben kimim ? diye bir film var. Sanırım alman yapımıydı. Kişinin kendini nasıl ve ne kadar farklı tanıtabileceğine bir örnektir. Tabii en nihayetinde film yani biraz uç noktaları olabilir.

E o kadar konuştum kendimden bahsetmedim. Bir iki kelam edeyim de seni de rahat

bırakayım beybisi.


Profilimden de görüleceği üzere adım Turgut soyadım Kurt, merhaba.

Küçükken varlıklı, büyüdükçe varlıksız bir ailesi olan Türk genciyim. Ki, bu bir sitem değil bir minnettir. Çünkü hayatla nasıl mücadele edeceğimi başka türlü öğrenebilir miydim bilmiyorum. Özel okullarla başlayan öğrenim hayatım devlet okullarında devam etti. Sınıfsal farklılıkları küçük yaşlarımda en önden deneyimledim yani. Her zaman potansiyeli(?) olan, "çok zeki ama çalışmıyor" profiline giren milyonlardan biriydim sadece. Hiçbir zaman parlak bir öğrenci olmamakla birlikte pasif bir çocukluk geçirdiğim söylenebilir. Ama devlet okulunun amansız ortamında düştükten sonra içimdeki deli uyanmış oldu. Okul takımında kalecilik yapmamla birlikte kendimi tanımaya başladım. Sonrasında lise, futbol, üniversite üçgeninden hayallerimi bırakıp üniversitenin yolunu tuttum. Turizm ve Konaklama İşletmeciliği bölümünden parlak olmayan bir ortalamayla mezun oldum. Üniversite hayatım boyunca-hatta liseden beri diyelim-farklı alanlarda farklı işlerde çalıştım. Mezuniyet ardından vatani dedikleri askerlik görevini tamamlayıp iş hayatına döndüm. Hızlı bir kariyer dönemi geçirip uluslararası bir otel zincirinde Ön Büro Müdürü oldum derken 1 sene sonrasında şimdiki mesleğim olan Kabin Memurluğuna geçtim. Yaklaşık 1 senedir de bu işi yapıyorum.

Bu süreçler ya da ayrıntılar ile alakalı daha çok konuşucam zaten ileride. Futboldan, garsonluktan, otelcilikten, havacılıktan bahsedicem ayrı ayrı. Zaten beni tanıtan asıl kısım son paragraftan öncesidir diye düşünüyorum. Fikirlerim, duygu ve düşüncelerim aslında beni tanımlayan şeyler.


Nereden geldiğimiz ve neler yaptığımız karşımızdakilere bir fikir verebilir belki. Ama, bizi biz yapan şeyler hislerimiz ve düşüncelerimiz.


Diyerek noktalıyorum. Yine çok konuştum, tutamadım kendimi ve ayrıca 2. kahvemi de bitirdim. Kendimi tanıttığıma memnun oldum. Görüşürüz o zaman dikkat et. Evdekilere selamlar :*

17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör