Ara

Ufak Duygu Yüklü İfadeler

Bu başlık yazma işini beceremiyorum ben. Bazen yazının sonunda bişeyler bulurum diye hiç yeltenmiyorum en başta. Bazen de ilk önce başlığı sallıyorum sonra altını dolduruyorum. Neyse, öğrenirim herhalde zamanla. Bugün ne zamandır aklımı kurcalayan bir meseleden zırvalamak istedim.

He bu arada selam, eminim ki gayet güzel gözüküyorsun şu an, eveett her zaman olduğu gibi;


Fark ettim ki Yalnızlık olgusu konusunda bir karmaşa var. Sevgilin var mı? Evli misin? gibi soruların cevabını kocaman bir "Hayır" alan insan kişileri "Aaa yalnızsın demek" diyiveriyorlar. "E benim dostlarım var, ailem var, kedim var, ya her şeyi geçtim kendim varım" desen de faydası olmuyor. O gece yatağa tek giriyorsan, yalnızsın.


Bu kelimeyi aynı anlamda ben de kullanıyorum. Yalnızlık, hayatında bir ilişki yok demek olamaz, olmamalı. Bu kadar yavan kalmamalı. Üzerine sayfalarca yazılar yazılmış, şarkılar söylenmiş ve tek anlamı hayatında bir ilişki olmaması..

Mesela ingilizcede de birisine ilişki durumunu sorduklarında cevabı 'yalnızım' değildir. Soru cümlesinde bile yalnızlık geçmez. (e.g. Do you have relationship? No, im single) Biz olayı komple dramatize ediyoruz.

Ah yalnızım, ölüyorum..


Kelime anlamını biliyo musun? Ben diyim sana, Kimsesizlik. KİM-SE-SİZ-LİK.

Gidecek hiçbir yerinin olmaması demek, arayacak kimse kalmamış demek, sessizlik demek.

Bir filmde geçiyordu; "Adını bilen son insan öldüğünde hiç doğmamış olacaksın". Yalnızlık da böyle işte.

Tabii herkes gibi ben de yalnızlığı cümle içinde hala aynı kullanmaya devam edicem. Biz böyleyiz çünkü. Eleştiririz ama yapmaya gelince fos. Ben de bizdenim.


Başka dillerden kelimeler görüyorum, sosyal medyada dolanıyor. "Ne kadar derin anlamı var" diye övüyoruz. Ama gel gör ki kendi kullandığımız gündelik kelimelerin altındaki anlamları hiç düşünmüyoruz. Kim bilir biraz düşününce daha neler buluruz. Mesela, su. Hayatın bağlı bu içeceğe ama sıradan bir şey gibi diyebiliyoruz, su. Şaka şaka, bunun da edebiyatı yapılmaz artık(bu cümlenin sonunda random güldüm say).

Tek yaşamak bazen yalnızlığa çok benzer. Her şey anlıktır insan hayatında çünkü. O saniye yaşanan olayı, hissedilen duyguyu anında birine aktaramadığında insanın içine kocaman bir boşluk oturuverir. Bulaşık makinesini dolduramazsın, götünden bulaşık uydurursun. Kirliye attığın pantolonu sırf tekrar giyebilmek için gün içinde 2 kere kıyafet değiştirir yine de doldursun makineyi.


Her konuda olduğu gibi bunda da güzel yönler vardır elbet. İstediğin gaz şeklini özgürce çıkartma ayrıcalığına sahipsindir bikere(gaz exclusive). Canın ne isterse onu yiyebilirsin(cüzdan için iyi değil söyleyeyim). Kafana eser öylesine dışarı çıkarsın gecenin bir yarısı, sabaha kadar dolanırsın sahilde. Kendine bir iki bira alırsın, denizi falan izlersin. Ya ne bileyim işte neyi, nasıl, ne zaman, ne şekilde istersen öyle yaparsın.

Efsaneyi hatırlayalım;


Ama tüüm bu ayrıcalıklar bir yere kadardır. İnsan evladı çift kişilik yaratılmıştır. Bir yerden sonra sıkılır, bunalır hale gelirsin. Gerçi evlilik için de buna benzer şeyler duydum ama orasını çok kurcalamamak lazım.

Bu karikatürü koyarken gülmekten gözümden yaş geldi ve bütün dikkatim dağıldı. Yazıya 2 dk mola.


Bir ilişki içinde olmamak veya tek yaşamak kişinin kendi tercihi olabilir. Günümüz saçma ilişkilerinden sıkılmış, sırf kalabalık olsun diye hayatına birini almayan bir sürü insan var. Aksi şekilde sırf, 'olsun' diye ilişkiye giren kişilerde var. Zaten günümüz saçma ilişkilerinin mimarları da bunlar. Garip bir döngü var bu işte. Kaybedenler Kulübü'nde soruyorlardı ya "Bunca insan yalnızken, neden bunca insan yalnız?" diye, bundan işte. Göstermelik ilişkilere girip, sonra bundan sıkılıp, sonra kimseyi istemiyorum diyip, sonra ondan da sıkılıp, sonra, sonra, sonra..


Gerçi şimdiyi bu hale getirenler hep eskiler oldu.

"Kızım gençsin, güzelsin, alımlısın, of sen nesin be,,, Tek bir adama kendini hemen bağlama. Gençliğine yazık etme bak biz şöyle yaptık, böyle oldu..",

"Olum delikanlısın, gücün, kuvvetin yerinde, ağzın laf yapıyor, yakışıklısın,,, Takıl geç olum. Gününü gün et hayatını yaşa. Ben varya gençken, üfff, ne hızlıydık bee..."


Öylesineciler her zaman olacak. Bu yüzden yalnızlık hisseden, aşka küsen insanlar da daima olacak. Düzeni bu dünyanın. Hep hüzün olmak zorunda. Hüzün olmazsa mutluluk da olmaz çünkü. Ne demiş Marcus Tullius Cicero;

"Aslında sadece sevinç ve zevkler, hafifliğin yoldaşları olan gülüşler ve oyunlar içinde değil, çoğu kez metanet, sabır ve hüznün içinde mutlu olunur."


Olay hep mutluluktu zaten. Yalnızlığın götürüsü de öyleydi muhakkak..

Ne diyelim o zaman,

Az hüzünlü, bol mutluluklu günlerimiz olsun.

(Mutluluklu nasıl bir kelimedir allah aşkına ya)

Neyse kaçtım ben, görüşürük.

30 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör